Meme kanseri gençlerde de yaygınlaşıyor: 7 belirti
Meme kanseri gençlerde de görülebiliyor. Uzmanlar, erken tanı için yedi önemli belirtiye dikkat çekiyor ve düzenli kontrollerin önemini vurguluyor.
Meme kanserinde erken tanının önemine dikkat çekmek amacıyla her yıl ekim ayında farkındalık çalışmaları yürütülüyor. “Seven fark eder” kampanyası da sevginin yalnızca duygusal bir bağ olmadığını; fark etmek, önemsemek ve gerektiğinde harekete geçmek anlamına geldiğini hatırlatıyor. Kampanyayla kadınlara hem kendi meme sağlıklarını hem de sevdiklerinin sağlığını gözetmeleri, düzenli kontrollerini ihmal etmemeleri çağrısı yapılıyor.
Meme Merkezi Sorumlusu, Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Metin Çakmakçı, meme kanserinde temel hedefin hastalık henüz belirti vermeden tanı konulması olduğunu belirtiyor. Herhangi bir şikâyet bulunmamasının kontrol gerektirmediği anlamına gelmediğini vurgulayan Çakmakçı, düzenli muayene ve taramaların erken tanı açısından kritik olduğunu ifade ediyor.
Gelişen görüntüleme teknolojilerinin hastalığın daha erken aşamada saptanmasına katkı sağladığını belirten Prof. Dr. Çakmakçı; fazla kilo, menopoz sonrasında obezite, hareketsiz yaşam, sigara ve alkol kullanımı ile bazı hormonal tedavilerin meme kanseri riskini artırabildiğine dikkat çekiyor.
Uzmanlara göre meme kanseri açısından değerlendirilmesi gereken yedi önemli bulgu bulunuyor:
Memede yeni oluşan kitle: Daha önce fark edilmeyen, sert, düzensiz ya da zaman içinde büyüyen bir kitle mutlaka hekim tarafından incelenmeli. Bununla birlikte her kitle kanser anlamına gelmiyor; kistler, fibroadenomlar ve diğer iyi huylu hastalıklar da benzer bir bulguya yol açabiliyor. Prof. Dr. Metin Çakmakçı’nın aktardığı bilgilere göre 30 yaşındaki bir kadında saptanan kitlenin iyi huylu olma ihtimali yaklaşık yüzde 90 iken, bu oran 60 yaşında yüzde 50’ye düşüyor. Tüm yaş grupları birlikte değerlendirildiğinde meme kitlelerinin yaklaşık yüzde 80’i iyi huylu, yüzde 20’si ise kanser olarak görülüyor.
Memenin boyutunda veya şeklinde değişiklik: Memeler arasında doğal ölçüde farklılık bulunabilir. Ancak memelerden birinde kısa sürede gelişen büyüme, küçülme, belirgin asimetri ya da şekil değişikliği dikkate alınmalı ve gerekli görüntüleme yöntemleriyle değerlendirilmelidir.
Ciltte çökme, çekilme veya kalınlaşma: Meme derisinde yeni ortaya çıkan çukurluklar, içe çekilmeler, şişlik, kalınlaşma ya da portakal kabuğunu andıran görünüm, meme dokusundaki bir değişikliğe işaret edebilir. Bu bulgular, tümörün çevre dokular üzerinde oluşturduğu etkiler sonucunda gelişebilir.
Meme başında yeni değişiklik: Daha önce normal konumda bulunan meme başının içeri doğru çekilmesi, yön değiştirmesi veya çevresinde farklı bir görünüm oluşması özellikle tek taraflı ve yeni geliştiğinde gecikmeden değerlendirilmelidir.
Kendiliğinden meydana gelen akıntı: Emzirme dönemi dışında, meme sıkılmadan ortaya çıkan akıntı; özellikle kanlıysa ve tek memeden geliyorsa ihmal edilmemelidir. Meme başı akıntısının farklı nedenleri olabilir, ancak bu bulgunun kaynağı mutlaka araştırılmalıdır.
Kızarıklık, döküntü veya kalıcı cilt sorunu: Meme ya da meme başı çevresinde geçmeyen kızarıklık, pullanma, tahriş, kabuklanma ve kalınlaşma enfeksiyon veya dermatolojik hastalıklardan kaynaklanabileceği gibi meme kanseriyle de ilişkili olabilir. Tedaviye rağmen düzelmeyen, yeni başlayan ve tek taraflı cilt değişikliklerinde uzman değerlendirmesi gerekir.
Koltuk altı veya köprücük kemiği çevresinde şişlik: Lenf bezlerinin etkilenmesi durumunda koltuk altında ya da köprücük kemiği yakınında yeni bir şişlik veya ele gelen bez fark edilebilir. Bu tür oluşumların enfeksiyonlar dahil pek çok nedeni bulunur; ancak açıklanamayan, kalıcı veya giderek büyüyen şişlikler meme dokusundaki diğer bulgularla birlikte incelenmelidir.
Belirti ortaya çıkmasını beklemeyin. Meme kanseri taramasının; yaş, aile öyküsü, genetik risk, meme yapısı ve diğer risk faktörleri dikkate alınarak kişiye özel planlanması gerekiyor. Özellikle ailesinde meme veya yumurtalık kanseri bulunan kadınların risk değerlendirmesini daha erken yaptırması önem taşıyor.
Prof. Dr. Metin Çakmakçı, 40 yaşın altındaki risk grubundaki kadınlarda doktorun önerisiyle ultrasonografi ve MR kontrollerinin önemine dikkat çekiyor. 40 yaş sonrasında ise her yıl ultrasonografi ve mamografi yapılmasının erken tanı olasılığını artırabileceğini belirtiyor. Meme kanserinde yeni bir değişiklik fark edildiğinde zaman kaybetmeden hekime başvurulması ve rutin kontrollerin aksatılmaması, hastalığın erken yakalanmasında belirleyici rol oynuyor.




