Kültürel Yansımalar: İki Farklı Film ve Belgesel

İki farklı film ve belgesel, toplumsal eşitsizlik ve kayıpları ele alıyor. ‘Nasıl Katil Olunur’ ve ‘Kuru Taşın Başı’ dikkat çekiyor.

John Patton Ford, ABD Film Enstitüsü’nden mezun olduktan sonra, maddi zorluklar nedeniyle suça yönelen bir karakteri konu alan Patrol adlı kısa filmiyle dikkat çekti. Güney Carolina’nın kırsal kesiminden gelen Ford, borç içinde olan ve psikolojik olarak yıpranan insanların hikayelerini sinemaya taşıyor. İlk filmi Emily the Criminal ile bağımsız ruhu ödüllendirilmiş olan Ford, ikinci filmi Nasıl Katil Olunur’u çekmeden önce İngiliz kara komedi sinemasının önemli yapıtlarını inceledi.

Sonunda, Robert Hamer’ın 1949 yapımı kült komedi Nazik Kalpler ve Taçlar’ın ABD versiyonunu çekmeye karar verdi. Bu filmde, aile mirası için sekiz akrabasını öldüren bir seri katil rolünü Sir Alec Guinness ustalıkla canlandırmıştı. Ford, bu modern yorumu ve çağdaş bakış açısını çok etkileyici buldu.

Ford, ABD’deki artan servet eşitsizliğine dikkat çekerek, kendi versiyonunu dışlanmışlık, intikam, manipülasyon ve adalet gibi temalar etrafında şekillendirdi. Filmde, zengin Redfellow ailesi tarafından evden kovulan Mary, oğlunu tek başına büyütmek zorunda kalıyor. Ölüm döşeğindeki Mary, öz ailesinden intikam alması için Becket’ten yardım ister. Film, Becket’in hapishane hücresinde yaşadıklarını anlatmasıyla başlar ve mizahi bir dille ilerler. Glen Powell’ın canlandırdığı Becket karakteri, izleyiciyi derin düşüncelere sevk ederken, geçmişteki ilişkiler ve intikam teması işleniyor.

Düşük bir bütçeyle (15 milyon dolar) çekilen film, Güney Afrika’da sıfırdan yaratılan mekanlarda hayata geçirildi. Glen Powell ve Ed Harris gibi isimlerin yer aldığı etkileyici bir oyuncu kadrosu bulunuyor.

Diğer yandan, Yeşim Ustaoğlu’nun senaryosunu yazıp Selen Heinz ile birlikte yönettiği Kuru Taşın Başı belgeseli, dünya prömiyerini Mart ayında Selanik Uluslararası Belgesel Film Festivali’nde gerçekleştirdi. İzleyicilerden olumlu tepkiler alan belgesel, Ustaoğlu ve Heinz’ın katılımıyla gerçekleştirilen soru-cevap etkinliğiyle dikkat çekti. Ustaoğlu, Doğu Karadeniz’in köylerinde mekân ararken, Yusufeli Barajı’nın yerel halk üzerindeki etkilerini gözlemledi.

Ustaoğlu, “Yusufeli Barajı projesinin yöredeki insanların hayatlarını nasıl etkilediğini göstermek istedik. Oraya gittiğimizde soyut bir atmosferle karşılaştık” diyerek, Yusufeli ve çevresindeki yedi köyün su altında kaldığını vurguladı. 150 yıllık tarihinde yedinci kez yer değiştiren Yusufeli halkı, yaşadığı zorlukları dile getirerek, “Evlerimiz yıkıldı, su altında kaldı, bizi dağın tepesine koydular. Tarım ve hayvancılık yok oldu, mahalle kültürümüz bitti” şeklinde yaşadıkları sıkıntıları ifade ettiler. Belgesel, İstanbul Film Festivali kapsamında 18 Nisan’da Atlas Sineması’nda gösterilecek.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu