Yeşim Kozanlı’nın Sanat Yolculuğu: ‘İz’ Eseriyle Yeni Bir Başlangıç
‘İz’ eseriyle sanat dünyasına adım atan Yeşim Kozanlı, tasarım yolculuğunu ve gelecekteki planlarını paylaştı.
Otuz yılı aşkın bir tasarım deneyimine sahip olan Yeşim Kozanlı, ilk sanat eseri ‘İz’ ile kariyerinde yeni bir sayfa açtı. BIG SOFT sergisi kapsamında 24 Haziran’da NG Loft’ta sanatseverlerle buluşan eser, 12-20 Eylül tarihleri arasında Londra Tasarım Festivali’nde de sergilenecek. ‘İz’, varlık ile yokluk arasında bir var olma hikâyesi üzerinden mimarlıkla olan ilişkisini farklı bir boyutta yeniden yorumluyor. Kozanlı, ‘İz’in ortaya çıkış sürecini, uzun yıllardır süregelen tasarım anlayışını ve sanat üretiminin gelecekteki yerini OGGUSTO’ya anlattı.
Mimarlığın en güçlü malzemeleri bazen görünmeyenlerdir.
Kozanlı, otuz yılı aşkın süredir mekân tasarladığını ve bu süre zarfında hep aynı sorunun peşinde olduğunu belirtiyor: Bir mekân insanda nasıl kalıcı bir duygu bırakır? Yıllar boyunca yaptığı işler, bu soruyu farklı ölçeklerde araştırma fırsatı sundu. Ancak zamanla, bazı fikirlerin kullanıcı beklentilerinden bağımsız olarak var olmasını istediğini fark etti. ‘İz’ de bu ihtiyaçtan doğdu; yıllar içinde biriktirdiği düşünceler, gözlemler ve hisler artık kendi başına bir ifade alanı arıyordu. Eserin ortaya çıkış süreci, onun planlamasından ziyade, zamanın kendiliğinden gelişen bir olgunlaşma süreci olarak tanımlanıyor.
En büyük özgürlük, kimseyi ikna etmemekti.
Yeşim Kozanlı, projelerinde ışık, malzeme ve boşluk ilişkisini güçlü bir şekilde kullanıyor. ‘İz’ eserine uzanan yolculuğunda, ani bir kırılma yerine, yıllar boyunca aynı düşüncenin farklı biçimlerde olgunlaşmasının etkili olduğunu vurguluyor. Projelerinde yalnızca duvarları ya da objeleri tasarlamadığını, ışığın mekân içindeki hareketini ve gölgenin mekânı nasıl dönüştürdüğünü anlamaya çalıştığını belirtiyor. Wabi-Sabi düşüncesiyle tanışmasının, bu bakış açısını derinleştiren önemli bir dönüm noktası olduğunu ifade ediyor. Kozanlı, ‘İz’in, yıllardır tasarımlarında var olan ama görünmeyen katmanların ilk kez görünür hale gelmesi olduğunu dile getiriyor.
‘İz’ eserini üretirken en çok özgürleştiren unsurun kimseyi ikna etmemek olduğunu belirten Kozanlı, sanatın doğası gereği böyle bir zorunluluk taşımadığını vurguluyor. Sanatta, tek referans noktasının kendi sezgileri ve iç sesi olduğunu ifade eden Kozanlı, bu durumun büyük bir özgürlük sunduğunu fakat aynı zamanda büyük bir sorumluluk da getirdiğini belirtiyor. ‘İz’ eserinin, farklı şehirlerde ve mekânlarda sergilenecek olmasının, eserle kurduğu ilişkiyi nasıl etkilediği sorulduğunda, eserinin onunla birlikte yolculuk etmesinin kendisini heyecanlandırdığını ifade ediyor. Farklı şehirlerin yalnızca yeni izleyiciler değil, aynı zamanda yeni hafızalar ve bağlamlar sunduğunu vurguluyor.
Kozanlı, üretim pratiğine baktığında kendisini en iyi tanımlayan kavramların gezgin mimar ve hikâye anlatıcısı olduğunu söylüyor. Her projeye gidip o coğrafyayı hissetmeyi, insanlarla etkileşimde bulunmayı tercih ettiğini belirtiyor. Tasarım sürecinin, mekân ile insan, hafıza ile zaman arasındaki görünmez ilişkiyi araştırmaya devam edeceğini ifade ediyor. Sanat üretiminin, tasarım pratiğinin paralelinde ilerleyen bağımsız bir alan olacağını düşündüğünü belirten Kozanlı, gelecekteki projeleri için yeni fikirlerin yolda olduğunu ve merak ettiği konuların hâlâ aynı olduğunu vurguluyor. Son olarak, ‘İz’in kariyerinde nasıl bir yere sahip olacağı sorulduğunda, bu eserin kendisiyle ilgili yeni şeyler keşfetmesini sağladığını ve uzun yıllardır inşa ettiği düşünce dünyasının ortaya çıktığı bir an olduğunu belirtiyor.
Kalıcı olan, içimizde iz bırakanlardır.




