Görmeyen Kızın Şifalı Bitkilerle Dolu Dünyası
Görme yetisini kaybeden bir kızın, annesiyle birlikte şifalı bitkilerle dolu hayatını keşfettiği etkileyici bir roman.
Beş yaşında yaşadığı bir kaza sonucunda görme yetisini kaybeden genç bir kız, 22 yaşına kadar annesiyle birlikte yaşamaktadır. Annesi, şifalı bitkilerle ilaçlar üreterek hem kızının hem de kendisinin hayatını sürdürmektedir. Bu bağlamda, annesi onun için sadece bir ebeveyn değil, aynı zamanda dünyayı algılamasında bir araçtır. Kız, annesinin gözleriyle dünyayı daha net bir şekilde görmektedir; annesinin bilgi ve deneyimleri, onun yaşamının temelini oluşturur.
Bilgi Yayınevi tarafından yayımlanan ve İran edebiyatından bir örnek olan “Şifalı Bitkilerle Ölme Rehberi”, şair ve yazar Atiye Attarzade’nin belgesel çalışmaları sırasında tanıştığı görme engelli bir kızdan esinlenerek kaleme alınmıştır. Roman, 23 bölümden oluşmakta ve her bölüm bir ‘şey’ hakkında yazılmıştır. İlk bölüm, anlatıcı konumundaki genç kızın kendi hayatına dair bir kesiti ele almakta ve bitkilerin nasıl kurutulup saklanacağına dair bilgiler sunmaktadır. Bu bölümün başlığı “Tuzluluk Kırmızıdır”. Kız, bitkilerin dikenlerinin parmağını kanatmasıyla kanın tuzlu tadı arasında bir bağ kurarak, “Kan tuzludur. Kırmızı gül tuzludur.” gibi ifadelerle düşüncelerini dile getirir.
Yalnızlık ve Görme Üzerine Düşünceler
İkinci bölüm, ev hakkında düşünceler içermekte ve “Yalnızlık hem dolu hem boş bir şeydir” başlığını taşımaktadır. Üçüncü bölüm ise “Kelimeler kurtarıcıdır” başlığıyla, görmenin ne anlama geldiğine dair derin bir bakış açısı sunmaktadır: “Görmek beyaz bir hacimdir. Hayat yavaş yavaş içine işler, onu genişletir.” Kitapta dikkat çeken bölümlerden biri de “Ben Borahs’ım” başlığını taşımakta ve yazar Jorge Luis Borges’e bir gönderme yapmaktadır. Yazar, Borges’in eserlerinin fantastik doğasına ve onun adının farklı dillerde nasıl okunduğuna dair düşüncelerini paylaşmaktadır.
Romanın çevirmeni Prof. Dr. Mehmet Kanar, genç kızın annesinin okuduğu kitaplarla zengin bir bilgi birikimine sahip olduğunu belirtmektedir. Genç kız, gözlerinin açılacağı günü hayal ederken, annesinin okuduğu klasik ve modern yazarların eserlerini dinlemekte, Borges, Karamazov Kardeşler, Madame Bovary gibi önemli eserlerle iç dünyasını zenginleştirmektedir. Annesi, geçmişe dair pek az şey konuştuğu için, “Sayfaları yanmış kitap gibidir” der. Beşinci bölümde ise, kızı için her şeyi temsil eden annesi hakkında “Kına kokusu acıdır, sedirden damarları vardır” ifadeleriyle duygusal bir anlatım sunulmaktadır.
Hayallerin Dünyasına Açılan Kapı
Altıncı bölüm, “Çizgi sonsuz noktadan oluşur” başlığıyla, evdeki en önemli nesne olan kitaplığa odaklanmaktadır. Genç kız için bu kitaplık, hayallerin dünyasına açılan bir kapıdır. Annesi, kitaplık için en uzun yaşayan ağaç olan kestaneyi seçer ve yedi kitaplık yaptırırlar. Her kitabın özel bir yeri vardır; bu, görme yetisi olmayan kızın şaşırmaması için önemlidir. Yüzyıllık Yalnızlık, Kafka’nın Dönüşüm’ü gibi önemli eserler kitaplıkta yer almakta ve genç kız bu eserlerin yerlerini ve adlarını hatırlamaktadır.
En sevdiği yazar ise Borges’tir. İkisinin de son gördüğü renk sarıdır ve genç kız, Borges’in eserlerindeki derin kişisel deneyimlerin dünyadaki ayrıntılara dikkat etmenin önemini anlamasını takdir etmektedir. Yedinci bölümde ise bitkiler hakkında “mesele gizli gücün ellerde olmasıdır” ifadesiyle, genç kızın bitkileri görebilme yeteneği vurgulanmaktadır. Annesi, “Dünyada her şeyin bir hafızası var” diyerek, bitkilerin de geçmişe dair hatıraları olduğunu belirtmektedir. Genç kız, ellerinin hafızasını kullanarak, dokunarak bitkilerin adlarını söyleyebilmektedir.
Bu roman, varlık, ölüm, doğa, bitkiler, kayıplar, tahammül, berzah, şifa, hastalık ve hafıza üzerine derin bir içsel arayışın etkileyici bir anlatımını sunmaktadır.




