Gaziantep’in Kültürel Mirasını Yaşatan Mine Özmen

Mine Özmen, Gaziantep’in kültürel mirasını Hışvahan’da yaşatıyor ve sürdürülebilir gastronomi hedefleriyle geleceğe taşıyor.

Gaziantep’in zengin kültürel mirasını yaşatmayı kendine amaç edinen Mine Özmen, Hışvahan’da bu mirası modern bir şekilde günümüze taşıyor. Bey Mahallesi’ndeki konağını restore ederek, sadece bir mekan değil, aynı zamanda yaşayan bir hafıza oluşturdu. Misafirlerini evinde ağırlar gibi karşılayan Özmen, gastronomi alanındaki yolculuğunu sürdürülebilirlik hedefleriyle şekillendiriyor.

Gaziantep sokaklarında büyüyen Mine Özmen, şehrin eşsiz kültürünü ve misafirperverliğini Hışvahan’da yeniden canlandırıyor. Özmen Un’un mirasını taşırken, anne ve babaannelerinin tariflerini yaşatıyor. Bey Mahallesi’ndeki konağını restore ederek, sadece bir mekan değil, aynı zamanda yaşayan bir hafıza yaratmayı başardı. Bu röportajda, Gaziantep’in ruhunu işine dönüştüren bu yolculuğu dinliyoruz.

Gaziantep’te doğup büyüyen bir iş kadını olarak, sizi şu an bulunduğunuz noktaya getiren en belirleyici an neydi? Özmen, bu şehre olan derin aidiyet duygusunu bir işe dönüştürebileceğini fark ettiğinde hayatının dönüm noktasını yaşadığını belirtiyor. Gaziantep sevgisi, yaptığı her işin merkezinde yer alıyor. Bu toprakların kültürü ve tarihiyle büyüyen bir kadın olarak, sahip olduğu zenginliği başkalarına aktarmanın verdiği haz ve heyecan tarif edilemez.

Uzun yıllar boyunca çeşitli yemekler pişiren Özmen, kendi toplantılarında misafir sofraları kurarak, Gaziantep’in misafirperverliğini ve paylaşma kültürünü yansıtan masalar oluşturdu. Zamanla, insanları ağırlamanın ve onlara evlerinde hissettirmekten duyduğu mutluluğun asıl motivasyonu olduğunu fark etti.

Bu anlayışı Hışvahan’da kurumsal bir kimliğe dönüştüren Özmen, misafirlerini yalnızca bir restoranda değil, kendi evinde ağırlar gibi yedirip içiriyor. Hışvahan, aynı zamanda bir butik otel olarak hizmet veriyor; kapıdan giren herkes, kısa süreli bir müşteri değil, evlerine gelen bir misafir olarak karşılanıyor.

Özmen, daha önce bir organizasyon firması kurarak insanlarla iletişim kurmayı öğrendiğini, ancak Hışvahan’ın bu döngüyü tamamen değiştirdiğini ifade ediyor. Restoran ve otel kimliği sayesinde misafirlerle 24 saatlik bir bağ kurarak, onları sürekli misafirlere dönüştürmeyi başardığını vurguluyor.

1998 yılında kurduğu organizasyon firmasıyla gastronomi sektörüne adım attığını belirten Özmen, bu deneyimlerin Hışvahan’daki misafir ağırlama anlayışını profesyonelce sürdürmesine yardımcı olduğunu söylüyor. Aşçılık tutkusunun onu İstanbul’daki Mutfak Sanatları Akademisi’ne götürdüğünü de ekliyor. Bu eğitim, Gaziantep mutfağının derinliğini ve kültürel mirasını daha net görmesini sağlamış.

Özmen Un, aile için bir işten öte bir yaşam biçimi olarak tanımlanıyor. Bu kültür, çocuklarına da doğal bir şekilde geçmiş. Bugün çocuklarının “Biz Özmen Un’u devam ettirmek istiyoruz” demesi, kuşaktan kuşağa aktarılan bağlılığın ve sorumluluk duygusunun en önemli göstergesi.

Gaziantep’teki konağını restore etme fikri, şehrin kalbinde yer alan kültürel mirası koruma arzusundan doğmuş. Özmen, Bey Mahallesi’nin tarihi sokaklarında yaptığı yürüyüşlerin, geçmişle kurulan sessiz bir sohbet gibi olduğunu ifade ediyor. Bu yürüyüşler, ona bir konağın yalnızca bir yapı değil, aynı zamanda bir gelecek fikri olabileceğini anlamasını sağlamış.

Restorasyon sürecinin geçmişe duyulan saygı ile geleceğe duyulan umudun buluşması olarak tanımlandığını belirten Özmen, konağın iç tasarımını çocukluğunun hafızasındaki duygularla şekillendirdiğini aktarıyor. Gaziantep kültürünü anlatmanın, geçmişi vitrine koymak değil, onu bugünün hayatına yeniden katmak anlamına geldiğini vurguluyor.

Gaziantep mutfağının Türkiye ve dünyadaki yerini, artık yerel lezzetler mirasından ziyade küresel bir gastronomi dili olarak tanımlıyor. UNESCO’nun “Gastronomi Şehri” unvanı, bu kültürün uluslararası alandaki değerinin bir göstergesi olarak değerlendiriliyor.

Bir kadın girişimci olarak yerel değerlerden beslenen bir marka yaratmanın zorluklarını da paylaşan Özmen, çoğu zaman algılarla mücadele etmenin daha zorlayıcı olduğunu belirtiyor. Ancak tüm bu önyargılara rağmen, yerel hafızayı ve kültürü yaşayan bir mekâna dönüştürebildiğini görmek, en büyük ödül olarak değerlendiriliyor.

Gelecekte Mine Özmen ve Hışvahan için sürdürülebilirlik yolunda kararlılıkla ilerlemeye devam edeceklerini söyleyen Özmen, attıkları her adımın karşılığını aldıklarını ve yeni hedeflerinin Michelin olduğunu belirtiyor.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu