Aşkım Tan: Milletin Hafızası Kaybolursa Ne Olur?

Aşkım Tan, gaziliğin anlamını ve milletin hafızasının kaybolmasının sonuçlarını sorguluyor.

Bu yazı, gaziliğin anlamını ve milletin hafızasının kaybolmasının sonuçlarını sorgulamak amacıyla kaleme alınmıştır.

Bir milletin, şehitlerine duyduğu saygı, gazilerine gösterdiği özenle doğru orantılıdır. Bu nedenle, gazilik yalnızca bir unvan değil, aynı zamanda bir ulusun bağımsızlık mücadelesinin canlı bir hatırasıdır.

Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana, gazilik kavramı, Çanakkale’den Kıbrıs’a kadar pek çok savaşta gösterilen fedakarlıkların bir sembolü olmuştur. Gaziler, sadece savaş alanından dönen kişiler değil, aynı zamanda bir milletin var olma iradesini temsil eden bireylerdir.

Ancak günümüzde gaziliğin anlamı sorgulanmaya başlanmıştır. Gazilik, hala aynı değerleri mi taşımaktadır yoksa farklı haklar ve muamelelerle mi karşılaşmaktadır? Gazilik değişmemiştir, fakat gazilere bakan gözlerin algısı değişmiştir.

Geçtiğimiz günlerde Güvenpark’ta, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin hemen yanında, er gazilerle bir araya geldim. Onların anlattıkları, sadece bir hak talebi değil, aynı zamanda ülkemizdeki gazilik sisteminin nasıl parçalandığının bir göstergesiydi. Birçok gazinin, terörle mücadele sırasında yaralandığını ve bunun sonuçlarıyla yaşamaya devam ettiğini gördüm.

Güvenpark’ta bekleyen gazilerin durumu, yalnızca fiziksel şartlarla ilgili değildir. Asıl mesele, hak aramak zorunda bırakılmalarıdır. Bir insan neden evinden çıkar, neden Ankara’ya gelir? Bu soruların arkasında yatan nedenler, devletin gazilere yaklaşımındaki eksiklikleri gözler önüne seriyor.

Gaziler, sadece kendi haklarını talep etmekle kalmıyor, aynı zamanda Cumhuriyet’in minnet anlayışını sorguluyor. Devletin gazileri nasıl tanımladığı, fedakarlığın hangi ölçüde değerlendirildiği ve aynı bedeli ödeyen insanlar arasında neden farklı uygulamalar olduğu soruları gündeme gelmektedir.

Bir devlet, fedakarlıkları yarıştırmaya başladığı gün, adalet anlayışı da sorgulanır hale gelir. Gazilik, devletin bir ayrıcalığı değil, ömür boyu süren bir vefa borcudur. Gelişmiş demokrasilerde olduğu gibi, devlet, gazisini savaş sonrasında da yalnız bırakmamalıdır. Savaşın maliyeti, ateşkesle sona ermez; gazinin mücadelesi ise ömrü boyunca devam eder.

Amerika Birleşik Devletleri’nde gaziler için ayrı bir bakanlık bulunmakta ve devlet, gazilerin hayatlarını yeniden kurmalarına yardımcı olmaktadır. Gazilik, yalnızca yasal haklarla sınırlı bir kavram değildir; bu, kamuya karşı bir sorumluluktur.

Birleşik Krallık’ta devlet, gazilerin toplumsal yaşamda dezavantajlı duruma düşmemesini sağlarken, Kanada, gazileri yeniden hayata kazandırma çabası içindedir. Bu noktada devlet ile bürokrasi arasındaki fark belirginleşir: Bürokrasi dosyayı görürken, devlet insanı görmelidir.

Türkiye’de gazilere bakış açısının değişmesi gerekmektedir. Gazilik, bir kanun maddesi, sosyal yardım ya da bütçe kalemi değildir; bu, Cumhuriyet’in yaşayan hafızasıdır. Eğer bu hafıza zedelenirse, devlet yalnızca gazisini değil, kendi vicdanını da kaybetmeye başlar.

Bu nedenle Türkiye’nin yeni bir gazilik anlayışına ihtiyacı vardır. Bu anlayış, fedakarlıkları yarıştırmamalı, hakları parçalamadan yönetmeli ve insanları mevzuatın içinde kaybetmemelidir. Gaziler, geçmişte görev yapmış kişiler olarak değil, Cumhuriyet’in yaşayan hafızası olarak görülmelidir.

Devlet, gazisine ne verdiğiyle değil, ona ve ailesine ne kadar sahip çıktığıyla büyüklüğünü göstermelidir. Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında artık şu ilke tartışılmaz hâle gelmelidir: Devlet, fedakarlıkları yarıştırmaz, acılar arasında kıyas kurmaz. Gazilik hakları, farklı kanunlara ve kurumlara dağılmış hükümlerden kurtarılmalı ve bütün gazileri kapsayan bir Gazilik Hakları Temel Kanunu hazırlanmalıdır.

Gaziler, haklarını ararken kurumlar arasında dolaştırılmamalıdır. Tek bir kurum sorumlu olmalı ve bağımsız bir Gaziler Ombudsmanlığı kurulmalıdır. Gazilere ilişkin her yeni düzenleme, eşitlik etki değerlendirmesine tabi tutulmalıdır. Çünkü adalet, herkese aynı şeyi vermek değil, aynı bedeli ödeyenleri eşit muameleye tabi tutmamaktır.

Gazilik sistemi, iktidarlar değişse de değişmeyen bir devlet politikası olmalıdır. Bugün Güvenpark’ta bekleyen gaziler, yalnızca kendi haklarını istemiyor; Cumhuriyet’e, devletin üzerine düşen sorumlulukları ne zaman yerine getireceğini soruyorlar. Bu soruya verilecek cevap, yalnızca bugünün gazilerini değil, yarının her askerini, polislerini ve güvenlik görevlilerini de ilgilendiriyor. Çünkü devletin gazisine bugün gösterdiği vefa, yarın görev başındaki insanların devlete duyacağı güveni belirler.

Sonuç olarak, gazilik meselesi sadece sosyal politika, ekonomi ya da maaş meselesi değildir; bu, milli güvenlik meselesidir. Güçlü devletler, uğruna eksilen insanlara sahip çıkarak kurulur. Bir millet, gazisini unutmamalıdır. Unutuyorsa, mesele yalnızca vefa değil, Cumhuriyet’in hangi bedeller üzerine kurulduğunu da unutmaya başlar.

Gazilik, yaşayan hafızadır ve bu hafızaya sahip çıkılmadığı sürece, devletin samimiyeti sorgulanır hale gelir.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu