Kokuho ve Müthiş Eleanor: Yetenek mi, Miras mı?
Kokuho ve Müthiş Eleanor filmleri, yetenek ve miras arasındaki ilişkiyi sorguluyor. İki farklı hikaye, derin temalarla dolu.
Japonya’da gösterime giren Kokuho (Kabuki Ustası) filmi, 13 milyon izleyiciye ulaşarak önemli bir gişe başarısına imza attı. Kabuki sanatının sahne arkasını ele alan bu yapım, Japon sinemasında geleneksel sanatların insan ilişkileri ve sanat dünyasının zorluklarını irdeleyen filmlerin altın çağını yaşadığı bir dönemde ortaya çıktı. Ancak bu tür yapımlar, 1970’lerden sonra giderek azalmış durumda.
Kore kökenli Japon yönetmen Lee Sangil, Clint Eastwood’un Affedilmeyen filminin Japonca versiyonunu çekerek dikkatleri üzerine çekmişti. Kokuho ile birlikte ise daha geniş bir kitle tarafından tanınmaya başladı. Cannes Film Festivali’nde gösterilen film, 2018 yılında Akutagawa ödülünü kazanan yazar Yoshida Shuichi’nin romanından uyarlandı. Hikaye, 1964-2014 yılları arasında Kikuo ve Shunsuke’nin kabuki sanatındaki başarı mücadelesini ve ulusal hazine olma yolunda geçirdikleri zorlu süreçleri anlatıyor.
Kikuo, bir yakuzanın oğlu olarak büyümüş, babası mafya tarafından öldürüldükten sonra ünlü kabuki ustası Hanai Hanjiro tarafından himaye altına alınmıştır. Hanai, kendi oğlu Shunsuke ile birlikte Kikuo’yu yoğun bir eğitime tabi tutar. Kabuki sanatı, soy ve kan yoluyla aktarılırken, Kikuo’nun daha hırslı ve başarılı olması, Hanai’nin onu varis olarak seçmesine neden olur ve bu durum olayların gelişimine yol açar.
Kabuki’nin Gücü
Film, 1.8 milyon dolarlık yüksek bir bütçeye sahip olup, gerçek dekorlar, kostümler ve aksesuarlarla hazırlanmıştır. Kabuki’de kadınların sahne alması yasak olduğundan, kadın kılığında (onnagata) performans sergileyen Ryo Yoshizawa ve Ryusei Yokohama, çekim öncesinde 1.5 yıl süren bir eğitim sürecine tabi tutulmuşlardır. Sonezaki’de Aşk İntiharları, Balıkçıl Kız ve Tapınaktaki Kızlar gibi oyunlardan ikonik sahneleri titizlikle canlandırmışlardır. Kabuki tiyatrosu için dev bir set inşa edilmiş, görüntü yönetmeni Sofian El Fani, sahneye yerleştirilen kamerasıyla oyuncuların omuzlarının üzerinden seyirciyi görüntülemiştir. Geleneksel Japon filmlerinde sahneler genellikle seyircinin bakış açısından çekilirken, El Fani, oyuncuların terini ve nefesini yakından gösteren bir çekim tekniği kullanmıştır.
Marihiko Harai’nin müziği ve Yohai Taneda’nın yapım tasarımları dikkat çekicidir. Genç aktörler Ryo Yoshizawa ve Ryusei Yokohama’nın ergenlikten yetişkinliğe geçişleri oldukça başarılı bir şekilde yansıtılmıştır. Ken Watanabe, Mitsuki Takahata ve Min Tanake gibi ünlü isimler de filmde yer almaktadır.
Kabuki, kılıçlardan ve silahlardan daha güçlü bir sanat dalıdır; düşmanla savaşmak ve intikam almak için ulusal hazine mertebesine ulaşmak, zirveye ulaşmak demektir. Kokuho, sanatta en önemli unsurun ne olduğu sorusunu gündeme getiriyor: Yetenek mi yoksa soy ve miras mı daha önemlidir? Yetenek elbette önemlidir, ancak günümüz dünyasında yetenekten daha fazlası, yani kumpaslar, entrikalar ve çıkar ilişkileri de geçerlidir.
Aile Belleğini Yaşatmak
Hollywood’un yüksek bütçeli yapımlarında ve düşük bütçeli yaratıcı filmlerde rol alan Danimarka kökenli Amerikalı aktris Scarlett Johansson, önce These Pictures adlı yapım şirketini kurarak yapımcı oldu, ardından ilk filmi Müthiş Eleanor’u çekti. Dramatik komedisini büyükannesine adayan Johansson, 94 yaşındaki neşeli ve enerjik Eleanor ile ailesini soykırımda kaybeden en yakın arkadaşı Bessie’nin dostluğunu konu alıyor.
Bessie’nin ani ölümü, Eleanor’u yalnız bırakır ve New York’a işkolik kızıyla birlikte, çocukluğunu göremediği torununun yanına taşınır. Kızı, annesini oyalamak için onu Yahudi Kültür Merkezi’ne yönlendirir. Eleanor, yanlışlıkla soykırım kurbanlarının terapi grubuna katılır. Bessie’nin trajik anılarını kendi yaşamış gibi aktarırken, Bessie’yi yeniden yaşattığını düşünür. Grubun bir üyesi olan gazetecilik öğrencisi Nina, Eleanor’dan etkilenir ve onunla ilgili bir makale yazmak ister. Eleanor ve annesinin yasını tutan Nina arasında güçlü bir dostluk gelişir. Keder ve üzüntü, yerini diyaloglara ve duygusal bir arınmaya bırakır. Johansson, Eleanor’u ne övüyor ne de eleştiriyor; alaycı olmayan, içten bir yaklaşım sergiliyor.
Minimalist Bir Anlatım
Yönetmen, melodram tuzağına düşmeden, abartıdan kaçınarak yalın ve minimalist bir anlatım tarzı benimsemiştir. New York’a olan tutkusu sürekli vurgulanırken, çekim metodu Woody Allen’ın dramatik komedilerini hatırlatıyor. Eleanor karakterinde June Squibb mükemmel bir performans sergiliyor. 1944’te Ukrayna’daki bir toplama kampında doğan ve bebekliği burada geçen Bessie’yi canlandıran Rita Zohar, kendi acı deneyimlerini aktarırken, genç oyuncu Erin Kellyman (28 Yıl Sonra: Kemik Tapınağı) ile uyum içinde çalışıyor. Johansson, “Umarım filmim insanları akrabalarına sorular sormaya ve aile miraslarını yaşatmaya teşvik eder” diyerek, 2017’de ailesinin bir kısmının Varşova gettosunda öldüğünü öğrendiğinde aile mirasıyla bağ kurduğunu ifade ediyor.




