Anne babamızı gerçekten tanımanın imkansızlığı: Roman

Camilla Barnes’ın ilk romanı, uzun evliliklerin içindeki sevgi ve bıkkınlığı anlatırken anne babamızı gerçekten tanımanın imkansızlığını sorguluyor.

Elli yılı aşan bir evlilikte yaşanan tartışmalar zamanla tanıdık bir döngüye dönüşür; söylenen sözler, biriken kırgınlıklar ve yerleşen alışkanlıklar aile bireylerinin karakterleriyle iç içe geçer. Booker Ödüllü yazar Julian Barnes’ın yeğeni Camilla Barnes, ilk romanı Her Zamanki O Öldürme Arzusunda sevgiyle yorgunluğun aynı aile içinde nasıl birlikte var olabildiğini anlatıyor.

Ayrıntı Yayınları tarafından Didar Zeynep Batumlu’nun çevirisiyle yayımlanan roman, Fransa’nın kırsalında yaşayan ve elli yılı aşkın süredir evli olan yaşlı bir çiftin çevresinde gelişiyor. Çiftin hikâyesi, kızları Miranda’nın bakış açısından aktarılıyor. Miranda, anne babasının tuhaflıklarını ve gündelik davranışlarını yakından gözlemlese de onların hayatlarının tüm ayrıntılarına ulaşamıyor. Aynı evde büyüyen Miranda ile kız kardeşi Charlotte’ın çocukluk anılarını birbirinden farklı hatırlaması, aile geçmişinin herkes için başka bir anlam taşıdığını gösteriyor.

Torun Alice’in dahil olmasıyla anlatıya üçüncü bir kuşağın perspektifi eklenirken, annenin gençlik yıllarına ait mektuplar kızlarının bilmediği bir geçmişi ortaya çıkarıyor. Bu katmanlı yapı, anne babamızı gerçekten tanımanın imkansızlığı fikrini merkeze alıyor; roman, yalnızca ebeveynlere duyulan öfkeyi değil, birbirini bütünüyle tanıdığına inanan insanların yanılabileceğini de sorguluyor. Camilla Barnes’la aile bağlarını, uzun evlilikleri ve ilk romanının ortaya çıkış sürecini konuştuk.

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu