Samsun’da Gri Gökyüzü Altında ‘Hanım Olan Hizmetçi’ Operası
Samsun’da bayram akşamı ‘Hanım Olan Hizmetçi’ operası sahnelendi. Eğlenceli hikaye, derin insan halleriyle birleşti.
Bayram döneminde Samsun’a yaptığım ziyaret, dostlarla ve akrabalarla geçirdiğim keyifli anlarla doluydu. Eski anıların, uzun çay sohbetlerinin arasında zaman yavaşça akarken, Samsun’un o karakteristik gri havası yine kendini hissettirdi. Bulutlar, deniz üzerinde eğilmiş bir gökyüzü ve kıyıda esen tanıdık rüzgar, insana hem ferahlık hem de hafif bir hüzün veriyordu.
Bu güzel atmosferin ardından kendimi Atatürk Kültür Merkezi Zehra Yıldız Salonu’nda buldum. Samsun Devlet Opera ve Balesi’nin sahneye koyduğu “Hanım Olan Hizmetçi” eserini izlemek için sabırsızlanıyordum.
G.B. Pergolesi’nin klasik eseri La Serva Padrona, Şahan Gürkan’ın yönetiminde Türkçe bir yorumla yeniden hayat bulmuştu. İlk bakışta eğlenceli ve hafif bir hikaye gibi görünse de, perde açıldıkça daha derin bir anlatımın varlığı hissediliyordu. Eser, bir evin içindeki basit bir çekişmeden öteye geçerek güç dinamiklerini, yalnızlığı ve sınıf farklarını gözler önüne seriyordu.
Emekli Albay Uberto, hayatını düzen içinde sürdüren bir karakter. Eşyaların yerleri, alışkanlıklarının saatleri ve dünyasının sınırları belirgin. Ancak bu katı görüntünün arkasında, hayatı kontrol altında tutmaya çalışan kırılgan bir ruh da mevcut. Serpina ise yalnızca bir hizmetçi değil; evin görünmeyen merkezini ele geçiren ve dengeyi kendi lehine çeviren bir güç olarak karşımıza çıkıyor. Bu durum, eseri sadece bir komedi operası olmaktan çıkararak, ev içindeki rollerin ve iktidarın nasıl değiştiğini gösteren dinamik bir anlatıma dönüştürüyor.
Samsun’daki yorumda en çok hoşuma giden nokta, eserin hafif yapısının altında yatan derin katmanların kaybolmamasıydı. Şahan Gürkan’ın rejisi, eseri yalnızca güldürmekle kalmayıp, karakterlerin içsel çatışmalarını da görünür kılmayı başardı. Böylece seyirci, sahnedeki mizahın ritmine kapılırken, her kahkahanın ardında farklı duyguların kıpırdadığını hissedebiliyordu. Uberto’nun sert görünüşü ile Serpina’nın zekası arasındaki etkileşim, sahnede giderek daha gerçekçi bir çekim oluşturuyordu.
Bu yapımın güçlü yanlarından biri de müziğin sahnenin ruhunu taşıyan başlıca unsur olarak kullanılmasıydı. Pergolesi’nin zarif ve akıcı müziği, hikayenin derinliğini artıran bir unsur haline gelmişti. Sahnede oluşturulan dünya, dekor, kostüm ve ışık ile bütünlük hissi veriyordu. Müzik sorumluluğunu Diego Moccia üstlenirken, dekor tasarımında Orhan Açıkgöz, kostümde Gülnur Çağlayan ve ışıkta Erdem Kuzaytepe’nin katkıları, yapımın atmosferini tamamlıyordu. Bu estetik denge, oyunun tadını artırıyordu.
“Hanım Olan Hizmetçi”nin esas gücü, büyük laflar etmeden derin anlamlar sunabilmesinde yatıyor. Bir evin içinden yola çıkarak insan doğasının çeşitli hallerini önümüze seriyor. Seyirciyi güldürmekle kalmayıp, insanın düzen kurma ihtiyacı ve bu düzen içinde sevgi, arzu ve zaafları bastırma çabasını da hissettiriyor. Bazen bir ev, büyük bir toplumun küçük bir özeti gibi görünür; bu eser de tam olarak böyle bir işlev görüyor.
Samsun’un gri gökyüzü altında, bayramın neşesiyle çıktığım o akşam, Zehra Yıldız Salonu’nda izlediğim bu yapıt bende hoş bir iz bıraktı. Sahilden salona uzanan kısa yürüyüş, günün sıradanlığından sanatın büyülü alanına geçiş gibiydi. Dışarıda deniz, bulut ve rüzgar; içeride müzik, oyun ve ışık… Bazen bir şehri yeniden hissetmek için uzun yürüyüşlere gerek yok; bir sahne, yerinde kurulmuş estetik bir dünya da bunu sağlayabiliyor. Samsun’da o akşam biraz da böyle oldu.




